DÜNYADAN GELİŞMELER: Küresel İklim Değişikliği ile Mücadelede Ağaçlandırmanın Önemi
NASA’nın Terra Satellite üzerindeki MODIS sensörü (LP DAAC) ile elde edilmiş bitki örtüsü indeksi verilerinin(Enhaced vegetation Index -EVI) simülasyonu, yer kürenin 18 yıl içerisinde çölleştiğini, kuraklıkla karşı karşıya kaldığımızı gösteren somut resmidir (Şekil 1).

Şekil 1: NASA’nın Terra Satellite üzerindeki MODIS sensörü (LP DAAC) ile bitki örtüsü indeksi.
ETH Zürihli Crowther Laboratuvarı, Science dergisinde (07.2019) iklim değişikliği ile mücadelede en etkili yöntem olacağını gösteren bir çalışma yayınlandı. ETH Zürih’deki Crowther Laboratuvarında iklim değişikliğine karşı, karbon emisyonlarını düşürebilmek için doğaya dayalı çözümler uzun süredir araştırılıyordu. Araştırmacılar son çalışmalarında, karbon emisyonlarını düşürebilmek için ne kadar ağaçlandırma bölgesine ihtiyaç olduğunu; bu ağaçlandırma bölgeleri nereler olabilir?, ve Ne kadar karbon depolayacaklarını? açıkladılar. Bu çalışmada, iklim krizini durdurmada özüm önerisi olarak kaç ağaç dikeceklerini ve nereye dikeceklerini ilk kez belirlediler. Dünya genelinde yapılacak ormanlaştırma ile insan kaynaklı karbon emisyonların üçte ikisinin düşürülmesi beklenilmektedir.
Araştırmacılara göre, mevcut iklim koşulları altında, dünya topraklarının 4,4 milyar hektar alanın sürekli ağaç örtüsü ile desteklenmesi koşuluyla hesaplamalar yapıldı.. Bu şu anda dünyada mevcut ağaçlandırma(orman) alanı olan 2,8 milyar hektardan, 1,6 milyar daha fazla bir ağaçlandırılması anlamına geliyordu. Yeni ağaçlandırmaların (yeni ormanların) erişkin hale geldikten sonra, ancak 205 milyar ton karbon depolayabilecek; Endüstri Devriminden bu yana insan faaliyetinin bir sonucu olarak atmosfere salınan 300 milyar ton karbonun yaklaşık üçte ikisini temizlemesi beklenmektedir.
ETH Zürih’teki Crowther Lab’ın kurucusu ve çalışmasının ortak yazarı Prof. Thomas Crowther’, “Ormanları geri getirmenin iklim değişikliği ile mücadelede rol oynayabileceğini biliyorduk, ancak bunun etkisinin ne kadar büyük olduğunu bilmiyorduk. Çalışmamız orman restorasyonunun günümüzde mevcut en iyi iklim değişikliği çözümü olduğunu açıkça göstermektedir. Ancak, yeni ormanların olgunlaşması ve doğal potansiyellerine ulaşıp bir doğal gaz depolama kaynağı olarak tam potansiyellerini gerçekleştirmeleri yıllar alacağından, hızlı davranmalıyız. ” açıklaması ile dünya ülkelerine de durumu bildirdi.
Dünyanın hangi bölgelerinin orman restorasyonu için en uygun olduğu tespit edildi. Çalışmalarında en büyük potansiyel arazilere sahip altı ülkeden bahsedilmektedir. Bunlar; Rusya (151 milyon hektar); ABD (103 milyon hektar); Kanada (78.4 milyon hektar); Avustralya (58 milyon hektar); Brezilya (49.7 milyon hektar); ve Çin (40,2 milyon hektar). Bu alanlar ve hesaplar dünyanın mevcut orman örtüsünün korunduğu varsayılarak bunun üzerinden hesaplanan değerlendirmeler olduğu da unutulmamalıdır.

Şekil 2: Prof. Thomas Crowther ve ekibi tarafından mevcut karbon emisyonunu düşürebilmek için önerilen ağaçlandırma alanı ile birlikte Dünya bitki örtüsü (Crowther,2019).
Bu şu demektir! Her ülke, mevcut orman alanlarını mutlak koruyacak, gelişmesini sağlatacak ulusal önlemlerini alacaktır. İklim değişimi nedeniyle karşılaşılacak stresleri yönetebilmek için; su kaynakları, doğal drenaj olan dere sistemleri ve bu sistemlere bağlı biyoçeşitliliği mutlak suretle koruyacak, listeleyecek, küresel kontrol altına alınması için sistemini gözden geçirecek ve yeniden yapılanacaktır. Orman alanlarının yanmasına, maden ocaklarına çevrilmesine, dere yataklarının yapılaşmaya açılmasına, sahil kıyılarının betonlaşmasına vd. doğal sistemlerin aleyhinde olan fikir, proje ve eylemlerin durdurulması demektir. Tüm dünya yaşamın sürdürülebilirliği için küresel alarma geçmiştir. Şehircilikten toplumsal yapılanmasına kadar çok disiplinli bir şekilde entegre havza planlaması, ekolojik planlamayı peyzaj planlamasını yeniden yapılandırılmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde de deniz, göl, nehir, dere vd. yüzey altı ve yüzey suların ve hayat verdiği orman vd. doğal sistem alanların hatalı arazi kullanım politikalarının uygulamaları durdurulması doğa merkezli bütüncül olarak çok disiplinli gözden geçirilmesi gerektirmektedir.
Araştırmalardan Dünyada iklim değişimi ve hatalı arazi kullanım politikalarıyla, yağışların sel ve taşkınlara;dönüştüğünü;; kuraklıklar la kıtlıkların yaşanacağını biliyoruz. Bu süreçlerde bizler hem bireysel hem toplumsal olarak ne yapabiliriz? Devletlerin üzerine düşen rollere nasıl destekçi olabiliriz? Birey olarak toplum içinde üstlendiğimiz rollerde bunları düşünmek ve davranışlarımızla sergilemek zorundayız. Özellikle ortak yaşam alanlarımızda ortak çevre ahlakı, davranışı ve düzeni sağlama’K‘/sağlatma’k’ sorumluluğumuzun bilincinde yaşamalıyız. –“Bu devletin işidir, bizim buna gücümüz yetmez”- diye söyleneceksiniz, biliyorum. O zaman ben de size büyük yanılgı içerisinde olduğunuzu söyleyeceğim. Neden mi? Yaptığım akademik araştırmanın saha çalışmaları örneğin dere ekosistemlerindeki tahribatın etkenlerinden biri de sokak normlarının ilgili yasa ve yönetmeliklerden daha hakim olduğunu gösteriyordu (Dinç, 2019). Araştırmalara göre uygulama gör(E)meyen yasa ve yönetmeliklerimiz vardı. Toplum bilinçli/bilinçsiz doğayı görmezden gelen bireysel tahrip edici davranış içerisindeydi. Sağlıklı ortak yaşamın sağlanması ve sürdürülebilirliği sağlayan ilgili yasa ve yönetmeliklerin farkında değiliz; hatalı davranışlarla hem kendimize hem de masum insanların geleceklerine zarar veriyoruz. Bu yasa ve yönetmelikleri öğrenme’K’ ve yerine getirme’K’ sorumluluğumuz var ve bunları hatırlamalıyız/hatırlatmalıyız.
Doğal yaşamak için kendimize soracağımız sorular ve arayacağımız cevapları olmalı. Örneğin; Çevremizde doğal yaşam kaynağı/kaynakları var mı? Nelerdir? Nerelerdedir? İnsanların dışında başka canlılarda bu yaşam kaynaklarına bağımlı mı? Ortak mı kullanıyoruz? Bu canlılar (Fauna, flora) yaşamlarını nasıl sürdürüyorlar? Yaşamak için gerekli olan doğal beslenme, su gibi ihtiyaçlarını nasıl ve nereden temin ediyorlar? Ortak yaşam kaynaklarına karşı bireysel ve toplumsal davranışımız bizim ve onların nasıl? Diğer canlılarla ilişkilerimiz var mı, nasıl? vd. gibi.
Biliyoruz ki, bütün canlılar birbirine bağımlıdır. Her canlı da yaşam kaynağına bağımlıdır. Biri diğerinden ne az, ne de fazla üstündür ve ayrıcalıklıdır, bütünde birdir. Yaşamsal anlamda şunu da biliyoruz ki, fauna, flora insana bağımlı değildir; insan, bu canlıların varlığına yaşa bağımlıdır. Fakat, unutulmamalıdır ki, insanın hatalı düşünce ve eyleminden vazgeçirecek; doğal yaşam kaynakların sürdürebilirliğini sağlayacak da tek canlı İNSANDIR.
Bu nedenle, ivedilikle, doğal sistemlerin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanmasında baş aktör olduğumuzun farkında olunmalı; ortak bir çevre davranışı geliştirmeliyiz. Sağlıklı yaşamın sürdürülebilirliği için; doğal yaşam kaynaklarımızla ilgili DUR! Fark et, bilgilen, düşün, bilinçli yaşa!.
Doğada aşk ve sevgiyle BİR Olarak yaşamak dileğimle,
Dr. Hülya DİNÇ
Kaynak
Crowther,
CrowtherT. (2019) “How trees could save the climate”, ScienceDaily Dergisi, ETH Zurich, 4 July 2019. <www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190704191350.htm>.
Dinç, H. (2019) “Arazi Kullanım Kararlarının Dere Sistemleri Üzerinde Fiziki Etkisinin Analizi ve Kentsel Yaşama Yansıması -İstanbul’da su baskını, sel ve taşkın risk değerlendirmesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası, Planlama Dergisi, Planlama, 2019; 29(2);147-170, doi:10.14744/planlama.2019.05706; http://planlamadergisi.org/eng/jvi.aspx?pdir=planlama&plng=eng&un=PLAN-05706&look4=
“The Analyses of the Physical Effect of Land Use Decisions on Stream Systems and its Reflection on Urban Life: The Risk Evaluation of Flood and Overflow in Istanbul”